Kişisel Web Sitesi

Restore etmek

Görsel: Amsterdam Rijksmuseum’da 2010 tarihli bir restorasyon çalışması: “Ariadne on Naxos”, Girolamo dai Libri, 16th yy.

Orijinal yayın: Koleksiyon Blog, 12.05.2011

English version: Koleksiyon Blog UK

Restore etmek, değerli hocam Bülent Özer’in ifadesi ile “ihya etmek” veya kelime anlamı ile “eski haline getirmek”tir, aynı bir restoranda açlığımızı bastırdığımız, dolayısıyla eski kuvvetimize kavuştuğumuzda olduğu gibi.

19. yüzyılın ikinci yarısında mimar-mühendis Violett le Duc, restorasyonu ortaçağ yapılarını ilk öngörüldüğü biçimine döndürmek, onları zaman içinde yapılan farklı uslüplardaki eleman ve eklentilerinden arındırılıp tek bir üsluba uygun hale getirmek (idealize etmek) biçiminde tarifledi. Bu amaçla birçok yapı tartışmaya açık biçimde kısmen yıkıldı, bunlara yeni ekler yapıldı.

Ressam-eleştirmen John Ruskin ise bu tarife itiraz etti, yapıya bugüne kadar ulaştığı hali ile, yani farklı zaman ve üsluptaki elemanları ile saygı gösterilmesi, ona ancak ihtiyacı olduğu kadar bakım ve onarım yapılması gerektiğini savundu.

Sözü geçen karşıt görüşlerin sonrasında 1931’de Atina’da ve 1964’te Venedik’te yapılan uluslararası toplantılar sonucu çağdaş restorasyon ilkeleri belirlendi. (Z.Ahunbay, Tarihi çevre koruma ve restorasyon, 1996)

Popüler sanatlara ait görsel ve işitsel kayıtların restorasyonu da, göreceli olarak yakın bir geçmişe sahip olsa da binalara yapılan müdahaleler ile benzerlik gösteriyor.

1990’lı yıllarda CD teknolojisinin yaygınlaşması ile eski analog kayıtlar, hışırtı ve tıslamalarından arındırılarak (remastering) yeniden piyasaya sürülmeye başlandı. Buna “bakım onarım ağırlıklı restorasyon” diyebiliriz.  Dijital teknoloji her ne kadar “kusursuz” bir kayıt imkanı vaadetse de bir süre sonra “ses tutkunları” (audiophile’ler) tarafından “soğuk”luğu sebebiyle dışlandı. Günümüzde plaklar bu yüzden belli bir kesim için hala gözde.

Let it be, 1970

Let it be naked, 2003

Paul McCartney, 2003 yılında o zaman hayatta olan George Harrison’un da onayı  ile, 1970 tarihli Let It Be albümünü “Let it be Naked” adında tekrar piyasaya sürdü. Bu versiyonda, orijinal albümdeki Phil Spector imzalı orkestrasyonlar kaldırıldı ve böylece McCartney’e göre çalışma, grubun erken dönemindeki saf rock’n roll tarzına kavuşturulmuş oldu. Merhum Lennon’un ise albümü ilk hali ile çok beğendiği biliniyor. Bu çalışma da 19.yüzyılın idealize edilmiş restorasyon anlayışını hatırlatıyor ama önemli bir farkla- işin başında eserin yaratıcısı var.

George Lucas, 1977-1983 tarihleri arasında çektiği üç Star Wars filmini 1997 yılında yenileyerek tekrar piyasaya sürdü. Bu versiyonlarda, orijinal filmlerin çekildiği Tunus’taki bomboş
arka planlara yeni teknolojik imkanlarla binalar, yaratıklar, uzay gemileri yerleştirilmişti. Özel efektler dijital olarak yenilenmiş (ki ilk üç film en özel efekt dalında Oscar ödüllü idi), sahnelerde ve diyaloglarda önemli değişiklikler yapılmıştı. Serinin hayranları ikiye bölündü, filmlere eski naif halleri ile gönülden bağlananlar Lucas’ı ciddi anlamda protesto ettiler.

Lucas ise eğer o zaman bugünkü olanakları olsaydı filmleri bu şekilde yapmış olacağını belirtti. Bir söyleşide şöyle diyor: “Filmler asla bitirilmez, terk edilirler. Bir noktada birileri ‘tamam artık’ der ve siz bağıra çağıra oradan uzaklaştırılırsınız”

Star Wars orijinal versiyon, 1977
Star Wars yenilenmiş versiyon, 1977

 

Bu yıl İstanbul Film Festivali’nde gösterilen “Halk George Lucas’a karşı” adlı belgeselin yönetmeni Alexandre O. Phillippe’e yazının başlarında sözettiğim Beatles örneğini hatırlattım. Phillippe’e göre Lucas’ın yaptığının eski eserlere yönelik benzer müdahalelerden farkı, Star Wars’ın orijinal versiyonlarının kasıtlı olarak piyasadan kaldırılmış olması.

Barış Manço, 1999 tarihli Mançoloji adındaki “best of” çalışmasında sevilen parçalarını yeniden söyledi ve düzenlettirdi ancak sanatçı albüm piyasaya çıkamadan hayatını kaybetti. Bu düzenlemeler de onun hayranlarından farklı tepkiler aldı. Örneğin oryantal olmayan akustik gitar ritmine rağmen oryantal bir havası olan güzelim Dağlar Dağlar düpedüz arabesk bir hal almıştı.  O hüzünlü saf Gülpembe, değme Orhan Gencebay bestelerine taş çıkartacak şekle bürünmüştü. Peki neden?

Mançoloji bir restorasyon değil tam bir rekonstrüksiyon (yeniden yapım) çalışması idi.  Oysa rekonstrüksiyon, yapıtın orijinalinin yok olduğu veya onarılamayacak durumda olduğu hallerde söz konusu edilir.

1991 yılında Natalie Cole, merhum babası Nat King Cole ile teknolojinin yardımı ile, ünlü “Unforgettable” parçasında düet yaptı. 1995 yılında Beatles’in hayattaki üyeleri, Lennon’un 1977’de basit bir kayıt cihazına kaydettiği sesinin mümkün olduğunca temizlenmiş haline kendi enstrümanları ve sesleri ile eşlik ettiler. “Free as a bird” adlı bu parça, restorasyon ve “yeni ek”lerden oluşan ilginç bir çalışmadır.

Eric Clapton’un müthiş Layla’sının ve Eagles’in unutulmaz Hotel California’sının yakın sayılabilecek tarihli akustik yorumları öylesine güzel ki görüldüğü gibi bu blog’un yazarı haklarında böylesine naif bir yorumdan fazlasını yapamıyor. Ancak bunlar birer konser versiyonu ve önceki örneklerde olduğu gibi sanatçının “yapmak istediğim aslında o değil buydu”
tavrını taşımıyor. Rekonstrüksiyon değil, kendi başlarına birer yapıt olarak ortaya çıkıyorlar.

Sevdiğim bir hikaye var, bir resim öğretmenine öğrencilerinin üstün başarısının sırrı sorulur. Öğretmen “doğru zamanda kağıdı ellerinden alıyorum” der.

Sanatçıyı bazen gerçekten de Lucas’ın ifadesiyle “bağıra çağıra” oradan uzaklaştırmakta fayda var sanki.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir